İlk Lüferimle Tanışamadan Vedalaştık

 

03.10.2015 tarihinde kaleme alınmıştır.

Deniz balıkçılığının epey acemisi olarak bir süredir at çek avına merak sarmıştım. Zoka ile bekleyip alanlar oluyordu arada ama bana çok çekici gelmiyordu. Bir kaşık aldım, kamış fazla uygun değildi, atarı kurtarsa da fazla uzağa atamıyordum o dezavantajı da ip misina alarak gidermeye çalıştım. Bir kaç gündür de o misinayla uğraşıyordum. Sebebini çözemediğim şekilde düğümler oluşuyor üçer beşer metre azat ediyordum ipten…

Bu sabah gün ışırken sahile indim. Kumsaldan bir kaç atış yaptım ama ortam pek müsait değildi. En azından benim için  Kestane karasında baya aşınmış ve biraz da dalgalıydı su. Geride durduğumdan uzak atış yapamadım. Yarım saat sonra limandaki kayalıkların yolunu tuttum. Limana vardığımda daha oltayı hazırlamadan sudaki şölene şahit oldum. Küçük balıkların ahenkli şekilde zıplayarak kaçışı ve arkasındaki son sürat avcılar. Sağlı sollu zıplıyorlardı. Aslında hiç oltayı açmadan bu görüntüyü izlemek bile bir başkaydı ama daha siftahı olmayan biri olarak hemen heveslendim ve başladım at çek yapmaya. Yaklaşık 45 dakika aralıksız çalıştım. Arada ip misina yine düğümlendi 5 metre ile vedalaştım. Tam olarak sarım hızından emin olmadığımdan hepsini denedim. Çok hızlı, hızlı, yavaş, orta; yukardan ortadan dipten… Derken kendi kendime orta hızda sarmaya karar verdim. Kaşık o hızda çok iyi aksiyon yapıyordu ki bunu ip misina ile de gayet iyi hissedebiliyordum.

Ümidimi yitirip evin yolunu tutmama ramak kala çok kısa süreli ama büyük adrenalin oluşturan o anı yaşadım. 

Çekerken bir an kaşık bir kayaya ya da kütüğe takılmış gibi oldu. Oysa çok dipte değildi kaşık. Ufaktan bir asıldım ve balığın hareketlerini artık elimde hissedebiliyordum. Ne idi ne değildi, benim her yanı pas tutmuş Fladen (28gr) kaşığımın ucundaki balık ne idi ola? Derken tam kıyıya yaklaşıp ki kıyıya çok yakın mesafede atlamıştı kaşığa, kayalıklardan çekeceğim sırada o meşhur hareketini yaparak bana kendini gösterdi. Güneşin ışıklarıyla parıl parıl parlayan güzel bir lüferdi. Ve o da malesef son görüşüm oldu. Suya girince bir hareket daha çekti ve kayboldu. Kaşığımla kalakaldım. Bir yandan hüsran yaşarken bir yandan o kısa süreli heyecanın etkisi hala kalp atışlarımdan belli oluyordu. Öylece şöleni izlemeye devam ettim bir kaç dakika

Sonra kaşığı fazlaca kontrol etmeden devam ettim at çeke… Bir iki atış sonra hiç takılma olmamasına rağmen bu kez kaşıktaki üçlü iğne olmadan çektim kaşığı. Lüfer efendi mi hırpalamıştı yoksa daha evvelki takılmalarda mı zarar görmüştü anlayamadım. Yedek kaşık ya da iğne olmadığından da topladım oltayı. Saat 9 civarıydı ancak şölen devam ediyordu, ufak balıklar hala saldırı altındaydı. Hemen balıkçıya gidip kaşık iğne ne varsa alıp geleyim ikişer üçer diye anlık olarak düşünsem de fazla hırs yapmadan evin yolunu tuttum. Tabi dönerken uğradım balıkçıya yine de, kaşığa iğne takviyesi yaptırıp bir çakma Hansen  bir de Tobby kaşık alıp eve döndüm. Akşam veya yarın sabah yine aynı noktadan şansımı deneyeceğim. Umarım yakında fotoğraflı şekilde ilk avımı paylaşma şansım olur

Akşam güncellemesi:

Akşam tekrar gittim aynı bölgeye. Malesef bu seferki sabahkini unutturdu  Kaşığı orta ya da hızlı şekilde sarıp kıyıya yaklaşınca çok yavaşlattım büyük avcılar kıyılarda geziniyordu. Yine öyle bir çekişte kıyıya 2 metre kala güm! Bu seferki daha büyüktü, tabi ip misinanın katkısıyla kafa atışları birebir elimdeydi. Acayip kafa atıyordu. Çok hırçın bir balıktı. Biraz da heyecan yaptım tabi  Kaloma ayarıyla ilgili bir değişiklik yapayım mı öyle kalsın mı diye uğraşırken çektim kayaların dibindeki su birikintisine düştü güzelim lüfer  Tabi kayalarda at çek yapmak balığı çıkartma açısından ayrı bir dezavantaj, umarım fazla yaralanmamış ve geri dönmüştür suya dalgalar yardımıyla. Bir daha ki sefere direk asılıp hızlıca saracağım oltayı

Rastgele…
Bu yazıyı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşın:

Bir cevap yazın