Kaçan Kalkan Balığı ve Kovaya Kusan Küçük Paşa

26.10.2015

Bugünkü balık avım biraz sakin başlayıp, bol aksiyonla bitti 🙂

Dünkü güzel avdan sonra bu sabah da erkenden arkadaşla buluşup limana gittik. Sürekli attığımız bölümde su fazla bulanık ve dalgalı. Gece poyraz yapmış ve karıştırmış denizi. İleride de iki üç tane ağ şamandırası görünüyor. Burada bir yarım saat kadar hiç vuruş alamayınca ilk yer değişimini yapıyoruz.

Poyraz almayan, dalgaların daha az olduğu, suyun da daha az bulanık olduğu bir tarafa geçiyoruz. Limanın ağız tarafı. Oltaları suyla buluşturduktan sonra kamışlar elimizde bekliyoruz. Malum sabah saatleri olduğundan limana giren çıkan tekne bol oluyor. Büyük bir tekne geçecekken misinaya takar mı diye tereddüt edip, en iyisi biraz sarayım dedim ve sararken oltanın ucunda balık olduğunu farkettim 🙂 Vuruş olmadı, ya tam ağzına almışken ben sarmaya başladım ya da ben sarmaya başladığımda hareketli yem balığı cezbetti ve atladı. Bu ilk balık kayalardan aşırmak üzereyken düştü ve suya geri döndü. Daha sonra da güzel vuruşlar oldu. Kayhan 2 tane ben de güzel bir sarıkanat aldım. Ama iğnenin birini fena yutmuş belki beş dakika çıkarmakla uğraştım 🙁
Burada bir ara balık kesince tekrar yer değişimi yapıp en uç tarafa gidip daha açıkta şansımızı deneyelim dedik. Burada Kayhan 1 vuruş aldı ama balık yarı yolda kurtuldu. Bir yarım saat kadar da burada oyalandıktan sonra, tekrar liman ağzına mı gidelim yoksa liman içinde zarganaya mı atalım derken tekrar liman ağzına gittik.

Burada yine güzel vuruşlar geldi. Ben epey bi balık kaçırdım. Yolda kurtulanlar, çıkmak üzereyken düşenler ya da çıktıktan sonra düşenler… Bu arada hemen sağımızda biri kaşık atıyor ama onda hiç tık yok. Su bulanık olduğundan kaşık pek iş yapmıyor. Kayhan burada bir balık daha aldı ve daha sonra vakti dolduğundan toparlandı. Benim tek sarıkanat kovada yalnız kalmasın diye onun kovasına attım ve onu uğurladıktan sonra hemen sağ tarafta az önce spin çalışan arkadaşın boşalttığı bölüme geçtim. Oltayı hazırlayıp suya gönderdikten sonra güzel bir vuruş geldi. Balığı alamadım üstüne üstlük de takım hasar gördü. Dünkü avın kahramanı olan takımın tek iğnesi kopma aşamasına gelmişti. Kontrol edeyim derken elimde kaldı 🙂 O arada da bu mantara tekrar iğne bağlayamadım ayaküstü. Boşta kapalı bekleyen oltayı hazırlayıp, limana geldiğimizde kayalarda bulduğumuz kırmızı beyazlı, üzerinde gözleri olan 3 iğneli takımı hazırlayıp gönderdim. Diğer oltaya da kutudan bir takım seçip gönderdim. Kayalardan bulup çantaya attığım o takım güzel vuruşlar almaya başladı. Bir kaç balık aldım. Sanırım 3 iğneli olduğundan da az önceki kadar kurtulan olmuyordu. Bu arada diğer oltada ise ses seda yok. Arada bir onun takımını değişip farklı renk ya da desenlerde mantarlar seçiyorum. Bu arada diğer kırmızılı takım sürekli çalışıyor. Anladım ki balığın kırmızı renge zaafı var. Mantarın kıyısında köşesinde bir yerlerde illa ki kırmızı olmalı 🙂 Belki suyun bulanıklığı ile de alakalı bir durum olabilir bilemiyorum. Belki de berrak suda daha başka mantarlar iş yapacak…

Bir ara çok iyi bir vuruş geldi. Sonradan açtığım bu oltada kamış daha ince ve hassas olduğundan ve de makinasında ip sarılı olduğundan aksiyonu daha iyi yaşatıyor. Bu gelen çok iyi birşeydi. Vurdura vurdura geliyor. Acaba dedim ilk lüferimi mi çekiyorum 🙂 Sıkıntısız şekilde sudan çıkarabildim, çok heybetli birşeydi! Boy olarak sanırım lüfer denilecek bir boya erişememiş ama etli kaba birşeydi. Karnı da aşırı şişkindi. Aşağıda paylaştığım fotoğrafta da biraz belli oluyor. Acaba havyarlı mı diye düşündüm, tereddüt ettim. Ama süt gelmeyince bir poz alıp kovaya attım. Normalde av sırasında pek balık fotoğrafı çekmem ama bu cins balıkta sanırım şuana kadar tuttuğum en güzeli buydu ve hemen fotoğrafladım 🙂

Bir kaç dakika sonra aldığım başka bir balığı kovaya atarken farkettim ki kovada yarım bir balık var suyun üstünde! Rengi biraz barbun balığını andırıyordu, pek de dikkatli bakmadım o an. “Vay kerata demek karnındaki şişliğin sebebi buymuş!” Ne doyumsuz tosuncuk birşeysin sen, karnın tıka basa dolu hala benim takıma atlıyorsun 🙂

Vakit ilerlerken vuruşlar seyrekleşti. Bu arada sigaram da mişti. Zaten Kayhan’la ayrılmadan önce ona da söylemiştim “Bugün sigaram az ya, kesin balık yapar” diye 🙂

“Kaçan Kalkan”

Kırmızılı takımın olduğu olta epeydir vuruş almamıştı. Acaba yem mi bozuldu, ya da vuruş oldu farketmedim mi diyerek yemi kontrol etmek için oltayı alıp sarmaya başladım. Oltanın ucunda bir ağırlık vardı. Yosun ya da ufak tefek çöp işi değildi. Büyük su dolu bir poşet gibi birşey. “Neye taktık acaba” diye söylenerek ufak ufak sarıyorum. Sağdaki soldaki oltacıları kontrol ediyorum acaba onları mı çekiyorum diye ama onların kamışlar oynamıyor. Zaten heralde bi üç beş oltayı birden çekiyor olmam lazım bu ağırlığın olabilmesi için. Poşet falan mı, dipte kalmış bir ağ parçası mı, hepsini düşündüm. Balık olsa kafa atar, karşı koyar, birşey yapar da. Yinede sararken bir iki kez kamışı sabitleyip bir tepki bekliyorum gelmiyor. Ama hala ağır.

Derken o tepkisiz ağırlık, bu hassas kamışa selamını çaktı; Güm güm! Tak tak ya da pat pat da olabilir ama o hareketin karşılığını en iyi “güm güm” veriyor sanırım 🙂 Ve o an, belki 20 metreden fazla sararken herşeye ihtimal verip de kalkan balığının bu takıma vurduğunu bilmeme duymama rağmen oltanın ucundakinin bir kalkan balığı olabilme ihtimalini düşünmeyen kafama ah ettim. Ah dedim “kalkan lan bu!” Fakat o gümgüm’den sonra çok geçmeden olta boşaldı. Yem parçalanmamış ama eziş büzüş olmuştu. Mantar ise stoper olmadığından klipse kadar dayanmıştı onu anlayamadım. Acaba oltayı atarken mantar klipse doğru gittiğinden yem havaya kalkmadı yerde kaldı ve kalkan öyle mi kaptı yoksa mantar yemi havaya kaldırdı da dipte çok yosun ve çöp olduğundan kalkan mantar seviyesinde gezinirken mi yeme atladı. Sanırım burasını hiçbir zaman anlayamayacağız. Anladığım şu ki ilk kalkan balığımla yarı yolda vedalaştık. Bu ağırlığı, ağırlığa rağmen tepkisizliği bu bölgede kalkandan başka yapabilecek bir balık yok diye biliyorum.  İri bir lüfer olsa zaten afedersin *ötü başı oynayarak gelir 🙂 Levrek desen bu bölgede çok iri levrekler oluyor o beni ve takımı mahveder. Bu bir kalkandı. Zaten zamanında kalkan avına merak sarınca epey araştırmıştım. Aynen okuduğum tariflere de uyuyor. Ama gel gör ki oltayı sararken hiç aklıma gelmedi. Hoş gelse de neyi değiştirebilirdim orası meçhul. Çok iyi birşey değildi muhtemelen de limit altıydı. Ama bir kaç poz alır tekrar suya iade ederdik fena mı olurdu 🙁 Kısmet artık.

Kaçan kalkandan sonra balık aldım mı almadım mı hatırlamıyorum. Aklım kalkanda kalmıştı. Ondan daha önceki minik tosuncuğun heyecanı bile gitmişti.

Bu arada eve geldiğimde balıkları kovadan çıkarırken farkettim ki o tosuncuğun içinde sadece yarım balık yokmuş. Balığı 3 parça halinde komple mideye indirmiş. Daha önce kovada barbuna benzettiğim bu balık uzun bir kayış balığı. Ulan tosuncuk bunu indirmişsin mideye ki muhtemelen yakın bir zamanda… Hala zokaya atlıyorsun, ula ne doyumsuz birşeysin sen daa! 😀 Tam olarak lüfer diyebileceğim bir boyda değil; 26 cm geldi. Ama sanırım “kaba” diye tabir edilen güzel bir sarıkanat bu… Daha önce bu boylarda çok sarıkanat aldım. 27-28 de gördüm ama bu kadar sağlam değillerdi.

 

Bu yazıyı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşın:

Bir cevap yazın