Levrek yine beni çağırdı!

10.10.2017

Ağustos ayındaki son levrek avımda, ulaşım sıkıntısı yaşamıştım, balık da beni çağırınca krizlere girmiştim. Sonunda bir şekilde meraya ulaşıp balığı almıştım:  Levreğe giden yolda çekilen çile kutsaldır! 🙂

Bugünkü av da yine bunun bir benzeri oldu. Anladım ki meraya kolayca değil de zor şartlar altında ulaşınca şans daha da artıyor sanki 🙂 Levrek avına genelde Kayhan arkadaşımla gittik. Günlerce, haftalarca, aylarca gittik. Sağolsun beni kapımdan alıp dönüşte de yine eve bırakıyordu. O sayısız denemede 1 levrek almak kısmet olmuştu. Bu şekilde ulaşım sıkıntısı olduğu zamanlarda, şartları zorlayarak gittiğimde ise 2’de 2 skor yapmış oldum.

Gelelim avın hikayesine…

Eylül ayının büyük bölümünde denizden uzak kalmıştım, döndüğümde ise beni Kestane Karası fırtınası karşılamıştı. O süreci de denizle uzaktan uzağa bakışarak geçirdik. Sonrasında bir türlü gelmek bilemeyen lüfergilleri aramaya koyulmuştum. Önceki sene Ağustos sonu başlarken bu sene bir türlü açılış yapamamıştık. Su sıcaktı, su soğuktu, mevsimlerin dengesi değişti, havyarı geç attı, öyleydi böyleydi derken sanırım durumun net adını koyabilen yoktu.

Geçen hafta Kayhan üç günlüğüne gelmişti ve levrek denemelerine devam ettik. Ama maalesef sonuç alamadık. Hatta en son gittiğimiz sabah suyunda aniden ortaya çıkan sert karayel “Bıktım sizden gidin yatın ulen” dercesine bizi resmen meradan kovmuştu. 🙂

Son olarak dün akşam üstü limanda lüfer için yemli denemesi yaptım yine. Tık yoktu. Hava, deniz her şey çok güzeldi ama tek eksik lüferdi. Taktığım istavrit filetonun 1 saat boyunca hiç bozulmadan aynen durması sinirlerimi fena bozmaya başlamıştı artık.

Ve son levrek krizim oracıkta tutmaya başladı işte. Levreğe gitmeliydim! Anlık olan gelen ve giderek artan bir dürtü… Ne yapıp edip levreğe gitmeliydim. Levrek beni çağırıyordu. Ben buna “elektrik almak” da diyorum 🙂

Orada bir abimizle mesajlaşmamız:

Sonrasında başka bir arkadaşla limana da geldiler, oturduk çay içtik. Biri lüfer, diğeri palamut planı yapıyordu sabah için. İkisine de verebildiğim kadar gaz verdim. Tuğrul abi bir ara gaza gelir gibi oldu, gözleri parlayarak “Ula sen böyle deyince balığı alıyon haaaa! ” dedi ama sonra vazgeçti 🙂 Bugünkü yorumu ise “Ben seni nasıl dinlemedim, bir dahakine kafama odunla vur” oldu 😀

Bu da bir başka arkadaşıma, iş durumu müsait olur da gelmek isterse diye gönderdiğim mesaj:

Nitekim sabah tek başıma yollara düştüm yine. Binmeyi planladığım araba sabah suyu için biraz geç sayılabilecek bir saatte kalkıyordu ama başka çare yoktu. Yanıma su ve bolca poğaça da alarak çıktım. Duruma göre mola vererek öğle saatlerine kadar da olsa balığı arayacaktım. Hedeflediğim bölgenin biraz ilerisinde indim. Ama arabadan iner inmez, deniz kıyısına inmeyi planladığım yerde bir köpek orayı koruma içgüdüsüyle cins cins havlamaya başladı! 🙁 Ben de hiç bulaşmadan, ileride kıyıya inebilecek yerler bulma ümidiyle yoldan aşağı doğru yürümeye başladım. İleride bir yerde ağaçların arasında, yağmur suyunun denize ulaşması için beton bir kanal vardı. İyi dedim bu aşağı kadar iniyor galiba. Fakat yarısına kadar gittikten sonra gördüm ki diğer yarısı yok aşağısı uçurum 🙂 Döndüm tekrar yürümeye başladım ve daha ileride bir iniş bulup kıyıyla kavuştum. Burası yine hedeflediğim noktanın epey ilerisi ama taraya taraya gidip şansımı artırma düşüncesindeyim.

Su bulanıklığı ve dalga durumu çok güzel. 15-20 metre aralıklarla 5-10 atış yaparak ilerliyorum. Atışları mümkün mertebe çömelerek veya kaya bulursam gizlenerek yapıyorum. Bugün ilk kez gizlenmeyede çalıştım yani 🙂 Bu arada oltanın ucunda Kayhan arkadaşımın yakın zamanda bana verdiği Kendo Seabass Minnow 145f takılı. Bundan epey ümitli olduğumdan hiç değiştirmek istemedim.

Henüz hedeflediğim bölgeye gelmemiştim ama vakit de geçiyordu haliyle. Yine gizlenerek atış yaptığım bir noktada, “Hani çağırıyordunuz beni neredesiniz?”, “Atla oğlum, hadi oğlum!” diye içimden söylenerek atışlar yapıyorum. O noktada 5-10 dakika ya oldu ya olmadı. Sahte kıyıya neredeyse 1-2 metre kadar yakınken, sudan çıkarmak üzereyken kamışın ucu eğilip kalama ufaktan bir cırladı! Anında kamışı dikledim, kafa darbeleri sertti ve kalamayı bir tık daha gevşettim. Levrek önce o klasik debelenme hareketini yaptıktan sonra kalama almaya başladı. 3. levreğimde nihayet kalama sesini diğerlerine nazaran daha uzun süreli duyabildim! Kısa süre sonra yoruldu ve aheste aheste gezinmeye başladı. Yavaş yavaş dalganın da yardımıyla kıyıya yanaştırıp sudan kestim. İşte heyecanın ve mutluluğun doruk yaptığı an! Fotoğraf ve video alıp arkadaşlara mesaj atarak heyecanımı paylaştıktan sonra iğneyi çıkarmaya çalıştım. En uçtaki 3lü kancanın iki iğnesi de hayvanın dudağındaydı. Gripper yok, küçük bir pense yardımıyla epey de uğraştım ama çıkaramadım. Hayvana dokunduğum anda fena kafa sallıyordu. Ben de hiç riske girmeyip rapalayı levreğin ağzında bırakıp, bu kez aynı renk Kendo Blade Minnow 125’i takarak atışlara devam ettim. Hayvanı canlı canlı fazla hırpalamak da istemedim çünkü üçlünün iki iğnesi birden çok sağlam girmişti dudağa…

5-10 dakika sonra başka bir meradan haberimi alıp gelen bir hobidaş oldu. Kuşlar sağlam çalışıyor! 🙂 Hatta sağolsun rapalayı da hayvanın ağzından o çıkardı ve onla devam ettim. Birlikte 1,5 saat kadar daha bölgeyi taradık. 2. levrekte de aklım kaldı ama başka bir hareket olmadı. O arkadaş da benim için hem av süresini hem de yolunu uzattı ve birlikte döndük.

Siz siz olun levrek sizi çağırırsa gitmemezlik etmeyin! Davete icabet etmek gerekir 🙂

Paşa 54cm 1400gr geldi. (Tarttırmak için girdiğim balıkçı cebime 40 lira koyup balığa el koydu zor kurtardım 🙂 )
Sahte Kendo Seabass Minnow 145f Renk 23
Bölge Batı Karadeniz

Oltası suda, vicdanı yerinde olan herkese de rast gelsin…

Bir cevap yazın