Kızılırmak Sazan Avı ve Bekir Balığı Avı

kızılırmak sazan avı

Kızılırmak’ta yaptığımız son balık avının üzerinden henüz 3 gün geçmişti ki abimin akşamdan attığı “Sabah 6’da hazır ol” mesajının ardından yeni av gününe hedeflenmiştik…

“Kelle gırdırıyım gardaş…”

Sabah erkenden evden çıktık ve meraya doğru yol almadan önce bir kellecide soluğu aldık! Kelle, Sivas’ta önemli bir kahvaltı çeşididir. Kuzu ve koyun kelleleri fırında bir kazan içerisinde pişirilerek pide ile servis edilir. Kelle sevenler de sabahın ilk saatlerinde bu kellecilere akın eder. Öyle ki saat 8-9’u geçtikten sonra kelle bulmak neredeyse imkansızdır.

Daha önce çok kez eve paket halinde getirilmiş kelle yemiştim. Annem kelle üzerinde gerekli işlemleri yapar, ‘yenilecek’ ve ‘yenilmese de olur’ kısımlarını ayırır ve biz de öyle yerdik. Şimdi ise önümde bütün doğallığıyla duran yarım bir pişmiş kelle vardı! 🙂 Neyse ki abim sağolsun gerekli işlemleri yaparak bana yardımcı oldu. Bu arada masada çatal yoktu, acaba vermeyi mi unuttular diye etraftaki diğer masalara baktığımda herkeste durumun aynı olduğunu gördüm. Ben de mecburen “et balık kelle, bunlar yenir elle” sözünden kuvvet alarak yemeye başladım. Daha önce hiç duymayanların kulağına ve gözüne hoş görünmeyebilir ama aslında oldukça lezzetli yenilesi bir şeydir kelle…

Meradayız

Kahvaltımızı yaptıktan sonra meraya doğru yol aldık. Bu kez farklı bir yer arayışındaydık, arabayla boş bir tarlanın içinden geçerek, daha güzel, ağaçlık, yeşillik bir kıyı bulabildik. Malzemeleri taşıyıp yerleştikten sonra yine üç oltayı solucanlarla yemleyerek suyla buluşturduk ve bir yandan da semaveri yakmaya başladık. Abim bir iki tane küçük bekir balığı çekip geri saldı. Bir de yine küçük sayılabilecek bir sazan balığı çekti ve onu misafir etmek üzere livara koydu. Ve tabi bir de küçük bir gümüş balığı geldi, nasıl becerdiyse büyük iğneyi ağzına almayı başarabilmişti. Onu canlı yem olarak kullandık ve geldiği oltaya takıp geri gönderdik. Büyük bekir balığı ve sazanlar hatta varsa yayın balığı bu yeme hayır demeyebilirdi…

Tırıvırı rezaleti…

Burada bol bol takılma oluyordu ve takım koparıyorduk. Bir takılmada zor da olsa oltayı çekebildik büyük bir ağırlıkla birlikte…O büyük ağırlığın sebebi de maalesef tırıvırı dediğimiz ağ… Vakti zamanında atılmış, takılınca koparılmış ve suda bırakılmış. Muhtemelen de suda bundan daha çok vardı. Bu da bilinçsiz avcılığın bir çeşidi. Sık sık takılıp kopabiliyor ve sonrasında da sudaki balıklara mezar oluyor.

Kaçan balık büyük olur…

Bir ara canlı yem olarak gümüş balığını taktığımız kamış oynamaya başladı. Abim o an arkada kilimin üzerine oturmuş çay keyfi yapıyordu. Ben kamışın başına geçip biraz bekledim ve balık oltada diye düşündüğüm bir anda kamışı alıp asıldım. Oltanın ucunda çok sağlam bir ağırlık vardı. İki kez sert şekilde tasmalamaya çalıştım. Oldu yerde duruyordu, neredeyse hareket ettiremiyordum, ama kamışa verdiği tepkilerden oltanın ucunda çok güzel bir balık olduğunu anlamıştım. Yani takılma falan değildi. Biraz çekebildim ama bir süre sonra maalesef olta boşaldı 🙁 Ya büyük bir sazan ya da kim bilir bir yayın balığı idi. Sonradan biraz daha beklemem gerektiğini anladım, çünkü iğnedeki solucan değil canlı balıktı. Balık yemi ağzına almıştı fakat yutmamıştı. Benim tasmalarım da kancayı takamayınca balık yemi kusarak kurtuldu. İlerleyen saatlerde hep bu kaçan balığı düşünüp “o kaçan balık neydi acaba yaa?” diyerek ava devam ettik.

bekir balığı

Bir yandan gümüşe vuran bu büyük balık ne idi diye merak ederken bir yandan da çevreden uygun bir çubuk değnek bularak, gümüş tutmak için bir olta yaptık apar topar. Hani şu çocukluğumuzdaki oltalardan…Bir iki gümüş tutabilmiştim ama abim sağolsun neredeyse bir sazan iğnesi takmıştı bu takıma. Sonradan onun malzeme çantasını karıştırıp daha küçük bir iğne buldum ve bir kaç gümüş balığı tutarak, su dolu küçük bir kapta, ihtiyaç anında kullanmak üzere yüzmeye bıraktım onları…

Bir süre sonra yeni yer arayışına giren abim az ileride daha güzel bir yer buldu. Kamış sallamak için pek müsait olmasa da burada su daha güzel ve derin görünüyordu. Abim burada güzel boyda bir bekir balığı alınca hemen tüm eşyaları oraya taşıdık! 🙂

bekir balığı

Yeni yerimizde de üç oltayı yan yana atıp kamışları önümüzdeki çalılara bıraktık.

Güzel bir sazan…

Burada tekrar bir semaver yaktık zira ilk çay keyfim kaçan o büyük balıktan sonra afedersin *iç olmuştu… İkimiz de kilime oturduk, abim solda semaverin yanında, ben sağda, oturduğum yerden kamışa uzanabilecek şekilde çaylarımızı içmeye başladık. Abimin keyfi yerindeydi ve bir ara “Valla küçük bir balık vurursa hiç kalkamam ben…” dedi…

Bu sözün üzerinden de çok geçmeden en soldaki kamış ufak ufak oynamaya başladı. Hemen pozisyon aldım ve daha sert bir vuruş geldiğinde kamışa uzanıp asıldım. Yine oltada güzel bir ağırlık vardı. Güzelce tasmaladım ve hemen abime balığın güzel olduğunu söyleyip video çekmesini istedim. Balık resmen elimdeki kamışı söküp almaya çalışıyordu! Abim de sağolsun kalamayı sonuna kadar kısmış, neyse ki bir kaza çıkmadan ufak ufak kalamayı gevşettim. Gevşettiğim anda da cırlamaya başladı. Ben o ara zevkten bir kahkaha attım, kalama sesi ilaç gibi gelmişti! Abim ise heyecanlanmış, yine “kaçırırsın sen o balığı bana ver oltayı” demeye başlamıştı! 🙂 Biraz kalama aldıktan sonra balık yoruldu ve sol taraftan yavaş yavaş önümüze kadar getirdim balığı. Küçük balıkları kamışla kaldırıp çalıların üzerinden alıyorduk ama bu balıkta öyle bir şansımız yoktu. Neyse ki önümüzde kıyıya inebileceğimiz küçücük bir alan vardı. Abim oraya inerek kıyıya kadar getirdiğim balığı aldı ve bana teslim etti! 🙂

kızılırmak sazan avı

Ölçmedik ama sanıyorum 50cm üzeri güzel bir sazan balığını yakalama şerefine nail olmuştum! Bir süre sonra abimden çektiği videoyu göstermesini istediğimde, kamerayı açıp, heyecandan hiç video kayıt tuşuna basmadığını farkettik, galeride öyle bir video yoktu! 🙁 Bir yandan ben abime video yalan olduğu için söyleniyorum, bir yandan o bana “balığın büyük olduğunu niye söylemedin” diye söyleniyor. Kamışa ilk asıldığımda ağırlığın şaşkınlığıyla ilk etapta abime bir şey diyememiştim ama benim tepkisizliğimden ve kamışın eğilmesinden anlaması gerekirdi banane 🙂

Ben rahatlamıştım bu güzel balıktan sonra ve tüm oltaları, onun da güzel bir balık çekebilmesi ümidi ile abime bıraktım. Hoş, bırakmasam da o beni pek oltalara yaklaştırmıyordu artık!
Sonrasında abim biri güzel, birkaç tane bekir balığı daha tuttu ve toplandık. Livardaki küçük sazanı suya iade ettim, diğerini ise abim kendisi için alıkoydu. Sonuç olarak iki güzel bekir balığı ve bir sazan ile avı tamamlayıp evin yolunu tuttuk.

kızılırmak sazan avı

Herkese rastgele…

Bu yazıyı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşın:

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Bir cevap yazın